Tekillik - Singularity

Tanım

Tekillik sürekliliktir. Süreklilik de bütünüyle tekilliktir.


Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Çözülemeyen Düğüm: Evrim-Yaratılış Çatışmaları

            Bugüne dek hakkında yazmış konulardan ve yazmış olduğumuz türlerden daha farklı bir konu ve tür ile bizi yazmaya zorlayan sebep, uzun süredir yöneticiliğini yaptığım bilim.org sitesinde; yıllardır her defasında aynı tezler, temeller ve iddialar üzerinde süren tartışmalara vermek istediğim toplu ve toparlanmış yanıttan ileri geldi. Zira, sadece bahsi geçen sitede değil, hatta sadece Türkiye’de ya da Müslüman ülkelerde değil, Dünya’daki hemen hemen ilgili her platformda aynı paradigma çevrilip duruyor. Döngünün kısır olduğunu üstüne basa basa vurgulamaya gerek yok.

 

Bu yazıyı kaleme almamızın amacı; İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri fakültesi eski öğretim üyesi rahmetli Doç. Dr. Şakir Kocabaş’ın Londra Üniversitesi’nde iken Yapay Zeka üzerine yapmış olduğu çalışmalardan sonra kaleme aldığı “İfadelerin Gramatik Ayrımı” adlı kitabı ve yine daha sonra yayınladığı, Türkiye Yazarlar Birliği’nin düşünce dalındaki ödülüne de layık görülmüş “Fizik ve Gerçeklik” adlı kitabını okuduktan sonra, bugün tartışılan Evrim Teorisi, Evrimci Yaratılış ve Akıllı tasarım düşüncelerine yeni bir bakış açısı getirmeye çalışma çabalarımızdan doğmuştur.

 

Dilerseniz şimdi hep beraber yazının akışı içerisinde kısır döngüyü faydalı bir döngü haline getirmeye çalışalım.

 

1. Teori

 

a. Teori Nedir?

 

Bilgi türleri, daha çok yapay zeka programlama alanında, yapay zekaya sahip olması istenen sistemin bilgi türünü ayırt etme ihtiyacından kaynaklanan sistematikleştirme gerekliliği içerisinde doğmuş, hem bilimsel bir çatı içerisinde, hem de bilgi felsefesinin bir kolu olarak sınıflandırılmaya meyilli bir nitelik kazanmıştır. Bir çok bilgi türünden bahsetmek yerine, bu deneme içerisinde sıklıkla kullanacağımız bilgi türlerinden, dayandığı temeller ile bahsedelim.

 

Temel İnanç İfadeleri (Tİ): Temel inanç ifadeleri bilgi türleri içerisinde kişisel katkının en yüksek olduğu bilgi türlerinden birisidir. “İnanıyorum ki” ön eki kullanılan, göreceli bir bilgi türüdür.Az sonra açıklayacağımız hipotetik ve teorik ifadelerdeki gibi “Büyük bir ihtimalle” gibi bir ön ek de anlamsızdır. İnanç ya 1 ya da 0 mantıksal değerleriyle ifade edilebilir. Bir şeye ya inanılır, ya da inanılmaz. Şüphe içerisinde olunabilir; ve bu şüphe bir “bilememezlik” ya da “anlayamamazlık”tan kaynaklanır.

Teorik, Hipotetik, Ampirik İfadeler (THA): THA cümleler, açıklama biçimindedir. Bir soruya cevap olarak verilen modellerdir. THA ifadeleri için “Neden?” sorusu ve “Teoriye göre” önekleri anlamlıdır. THA ifadelerinin mantıksal değeri 1 ve 0 arasında herhangi bir değerdir. (Bilenler için bulanık mantık konusunu hatırlatacaktır.)

 

O halde bugünkü bilim içerisinde Teorinin yeri nedir?

 

Hepimizin bildiği bilimsel yöntemler dahilinde teori, henüz doğrulanmamış ya da yanlışlanmamış, bir gerçeğe ya da olaya ya da soruya önerilmiş bir modeldir. Bir teorinin doğrulanması ya da yanlışlanması içinse teoriye uygun bir deney modeli geliştirip, uygulamaya konmalıdır. Bir teoriye doğru ya da yanlış demek gramatik bir hatadır. Bu tür bir ifadenin yerine “THA ifadesi, şu olayların açıklanmasında kullanıldığında anlamlıdır / anlamsızdır” gibi bir ifadenin kullanılması gramatik olarak doğrudur.

Teoriler, bilimsel yöntem dahilinde geliştirilmiş modeller olduğundan “bilimsel” niteliktedirler. İnançlar ise teoriye ya da kutsal kitaba dayalıdırlar. Kutsal kitaplara dayananar bilimsel değildirler. Fakat bir inancın bilimsel veya bilim dışı olması onu daha doğru ya da daha üstün kılmaz. Sadece “bilimsel” veya “bilimdışı” kılar. Neticede inanç, inançtır.

 

b. Teorinin niteliği

 

Teorinin bugünün bilim dünyasında, yine bilim adamlarınca gerçekmiş gibi algılanması ya da sabunlanarak gerçeğe uydurulması bilimin doğululardan batılılara geçişindeki ekol farklılığından açığa çıkmıştır.

 

Müslümanlar bilim ile uğraşırken İbn-i Rüşd ekolünü kullanmakta idiler. Yani; bugünün bilimsel yönteminden biraz daha farklılık gösteren bu yöntem, teoriler halinde modeller üretip gerçeğe uygunluğunu kontrol etmekten değil, “Hakk’ı aramak” başlığı altında doğrudan gerçeğin sebebini anlamaya çalışmak, teoriden ziyade yaklaşım geliştirmek ve bu yaklaşımla gerçeğe ulaşmaktan oluşmakta idi. Galileo’nun yıldızların hareketlerini kendi teorisi dahilinde eksantrik ve elips adı verdiği yörüngeler ile açıklaması ile; batının “teoriyi geliştirip doğru varsaymak ve bu teorinin oturması halinde, bu teoriye bağlı diğer teorilerde sabunlama yoluna gitmek” alışkanlığı bugüne kadar süregelmiştir.

 

Buna örnek olarak “Karanlık Madde”yi öne sürebiliriz. Newton mekaniği büyük kütleli cisimlerin hareketlerini açıklamada yetersiz kalmış, Einstein kabul görmüştür. Bu defa galaksilerin dış yıldızlarının galaksi merkezi etrafında beklenenden çok daha hızlı dönmesi kafaları karıştırınca ortaya “Karanlık Madde Kuramı” atılmıştır. Kurama göre evreni dolduran karanlık madde galaksi boyunca bir kütle yoğunluğu oluşturduğu için merkezcil ivme ile kütle çekiminin dengelenmesi ancak bu yolla sağlanmaktadır.

 

Zira bunun herhangi bir kanıtı yoktur. Batı bilimi halen Arşimet’in nokta, süreksizlik, süreklilik gibi bugün bir çok bilim adamının yeniden tanımlanması gerektiğine işaret ettiği kavramları kullanmaktadır.

 

Ara Sonuç

 

Zira, batının tuttuğu yol hangi yol olursa olsun –üstelik batılı bilim adamları da dahil mevcut yönteme karşı duran ciddi bir akımın temsilcilerinin artmasına rağmen – bugün uluslararası standartlar bu yola dayanmaktadır. O halde, verdiğimiz bilgiler ışığında Evrim’i ve Yaradılış’ı birlikte inceleyelim.

 

2. İnançlar

 

a. Evrim Teorisi

 

Evrim teorisi, canlılığın bir hücre ile başlayıp, zamanla hücrenin genetik kodlarında meydana gelen değişmelerle ve bu farklı genetik kodlardan oluşan canlıların daha güçlü olanının hayatta kalması ile; uzun süren bir süreç içerisinde türlerin oluştuğunu söyleyen; canlılığın başlangıcına önerilen anlamlı bir modeldir. Bilimseldir. Mantık çerçevesi içerisinde canlılığın başlangıcını açıklayabilen bir teoridir.

 

Örnek vermek gerekirse;

 

Ayıların atalarının kutuplara ilk yerleştiği dönemlerde çeşitli çekirdek değişimlerine maruz kalarak daha açık renge sahip olan ayılar, düşmanları tarafından daha az farkedildiği için soyunu sürdürme imkanı bulurken, diğerleri elenmiştir. Buna “Doğal Seleksiyon” denir. Yani doğal seçilim. Benzer şekilde; vücudundaki renkler sayesinde kamuflaj kabiliyetine sahip canlıların soylarını sürdürmesinde aynı gizlenebilme kabiliyeti rol oynamıştır.

 

Doğal seleksiyon prensibinin mühendislik uygulamalarında kullanılmasına yönelik geliştirdiğim, temelinde beş değişkenli bir polinomun istenen çözüme ulaşmasını sağlayan yazılıma ve kaynak kodlarına şu adresten ulaşılabilir:

 

http://www.tevfikuyar.com/raporlar/GATevfik.rar

 

İşte evrim, bu yönleriyle bilimseldir. Güçlü olanın hayatta kalıp soyunu sürdürdüğü herkesin aklına yatan bir gerçektir. Evrimin karşı çıkılan yönü ise, mutasyon denen nükleik asit değişimlerinin bir amaca yönelikmişçesine faydalı gelişmelere sahip olamayacağıdır. Ayrıca termodinamik yasalarıyla hayatımıza girmiş bir kavram olan Entropi gereğince de daha az bilgi taşıyan bir yapıdan daha çok bilgi taşıyan bir yapıya geçiş imkansıza yakın gözükmektedir; fakat olasılıklar dahilinde imkansız değildir. Entropi hakkında yazmış olduğum kısa denemeye ise aşağıdaki adresten ulaşılabilir:

 

http://tekillik.blogcu.com/898110/ (önerilen)

http://tekillik.blogcu.com/886975/ (diğer – ek bilgi)

 

Evrim teorisi hakkında daha fazla bilgi için Richard Dawkins’in Tübitak Yayınları’ndan çıkmış olan kitabı “Kör Saatçi”yi öneririm.

 

Zira; Evrim de bir inançtır. Daha önce açıkladığımız gibi; Teori, teori olarak kaldıkça 1 ila 0 arasında değerler alır. Gerçeğin ta kendisi değildir. Gerçeğe yönelik önermelerden anlamlı bir önermedir. Canlılığın başlangıcına dair bilimsel çerçevede olan başka herhangi anlamlı bir teori ile eşit düzeydedir. Teorilerin doğru ya da yanlış olması mümkün olmadığı için onu kusursuz doğru kabul etmek, teorinin içerdiği bilgilere “inanmaktır”. Yani bilimsel temellere dayanan bir temel inanç ifadesidir ve kutsal kitaba dayanan temel inanç ifadesinden tek farkı “bilimsel” çerçeve içerisinde olmasıdır.

 

İfadelerim gramatik ayrımına yönelik ön eklerle evrim teorisini ele alalım:

 

Tİ ifadesi:

 

İnanıyorum ki; türler evrim ile oluşmuştur. (Doğru gramer)

Şüphem var çünkü evrim teorisini anlamıyorum/bilmiyorum (Doğru gramer)

Neden evrim teorisine inanıyorsun? (Anlamsız soru)

 

THA ifadesi:

Büyük bir ihtimalle; türler evrim ile oluşmuştur. (Doğru Gramer)

Evrim teorisi doğrudur/yanlıştır. (Yanlış Gramer)

Evrim teorisi türlerin kökenini açıklamak için anlamlı bir teoridir. (Doğru Gramer)

Neden evrim teorisi sana göre anlamlı? (Anlamlı soru)

 

Evrimi şüphesis kabul eden / reddeden birisi için bilgi türleri açısından incelendiğinde evrim teorisi hakkında ortaya şu sonuç çıkıyor:

 

Evrim teorisi bilimsel temellere dayanan bir temel inançtır.

 

b. Yaradılış (Akıllı Tasarım)

 

Yaradılış, canlıların bir an ya da bir süreç içerisinde bir güç tarafından tasarlanıp oluşturulduğunu savunan, kutsal kitaplara ya da deist inanca dayanan bir temel inanç ifadesidir. Evrim teorisi gibi; yaradılış da canlılığın başlangıcını açıklamada kullanılabilecek anlamlı bir modeldir; fakat bilimde somut olmayan kavramlara yer olmadığı için yaradılış mevcut bilim sınırları içerisinde bilimsel değildir. Fakat –daha önce de söylediğimiz gibi- bir inancın bilimsel veya bilim dışı olması onu daha doğru ya da daha üstün kılmaz. Sadece “bilimsel” veya “bilimdışı” kılar. Neticede inanç, inançtır.

 

Yaradılış savını destekleyen görüşler arasında kutsal kitapların söylediklerinin dışında canlıların karmaşık yapılarının ve ekosistemlerin karmaşık dengelerinin uzun yıllar içerisinde süregelen değişimler sonrasında sadece olasılıklar dahilinde oluşmasının zorluğu bulunmaktadır. Ayrıca canlıların bulunduğu küçük veya büyük habitatlarda yer alan ekolojik dengelerin akla sahip bir tasarımcı tarafından ayarlanmışçasına ve kaotik temeller üzerinde olmasına rağmen kaosa dayalı bir düzen içerisinde varlığını sürdürüyormuşçasına dengeli olması yaradılış savını destekleyenlerin inançlarının dayandığı temelleri oluşturmaktadır.

 

Evrim teorisi destekleyenlerinin içgüdü diye açıkladığı ama henüz genel geçer anlamlı bir önerme getiremediği, yaradılış savını destekleyenlerin “fıtrat” olarak adlandırdığı doğuştan gelen bilgi ve davranış kümeleri de yaradılış savını destekleyenlerin temellerinden birisidir. Yine bir önceki başlıkta bahsettiğimiz gibi; termodinamiğin ikinci yasası evrim teorisinin sağlam olmayan ayaklarından biridir. (Bkz: Evrim teorisi adı altındaki adresler)

 

Toparlarsak; Yaradılış savı bir inançtır. Daha önce açıkladığımız gibi; İnanç değerleri 1 ve 0 sıfır değerlerini alır. Gerçeğin ta kendisi olduğuna inanılır veya inanılmaz. Gerçeğe yönelik önermelerden anlamlı ama mevcut bilim sınırları dahilinde bilimsel olmayan bir önermedir. Canlılığın başlangıcına dair herhangi bir inanç ile eşit düzeydedir; ancak bir putun evreni yarattığına dair inançlar gibi anlamsız bir önerme değildir. İnançların doğru ya da yanlış olması sorgulanamayacağı için onu kusursuz doğru kabul etmek, savın içerdiği bilgilere “inanmaktır”. Yani bilimsel temellere dayanmayan ancak gözlemle yine gözlemlenen olaylara inanılarak desteklenen bir temel inanç ifadesidir ve bilimsel temellere dayanan temel inanç ifadelerinden tek farkı “bilimsel” çerçeve içerisinde olmamasıdır.

 

İfadelerim gramatik ayrımına yönelik ön eklerle yaradılış ele alalım:

 

Tİ ifadesi:

 

İnanıyorum ki; kainatı Allah yaratmıştır. (Doğru gramer)

Şüphem var çünkü yaradılış nedir anlamıyorum/bilmiyorum (Doğru gramer)

Neden yaradılışa inanıyorsun? (Anlamsız soru)

 

THA ifadesi:

Büyük bir ihtimalle; türleri Allah yaratmıştır. (Yanlış Gramer)

Yaradılış doğrudur/yanlıştır. (Yanlış Gramer)

Yaradılış türlerin kökenini açıklamak için anlamlı bir teoridir. (Yanlış Gramer)

Neden yaradılış sana göre anlamlı? (Anlamlı soru)

 

3. Sentez Düşünce: Evrimci Yaradılış

 

Bugün, modern evrim teorisi ile akıllı tasarım ve yaradılışın birlikte emr olunması ve gerçekleşmesi düşüncelerini sentezleyen bir başka görüşün temsilcileri hızla artmaktadır. Bu da “Evrimci Yaradılış” düşüncesidir.

 

Din konusunda kendimi yeterli bilgiye sahip hissetmediğimden inancı değerlendiremeyecek, ancak hangi temeller üzerinde dayandığından bahsedeceğim:

 

·        Kur’an’da insanın yaratılmasına dair yapıtaşları, şekli, “başka bir yaradılışta” olduğu bahsedilmesine rağmen insanın bir anda yaratıldığına dair ayet bulunmamaktadır.

·        Dünya ve semasının iki günde yaratıldığına dair bir ayet bulunmakta; (41/12) ve Kur’an’ın başka bir ayetinde ise rabbin katında bir günün insanların bulunduğu zaman skalasına göre bin seneye tekabül ettiği yazmaktadır. (22/47) Zira Kur’an’ın indirildiği tarihlerde “bin”, bir çok kültürde sayılamayacak kadar çok olan miktarı ifade etmektedir.

·        Bu ve buna benzer örnekler daha da çoğaltılabilir. Kendim yeteri kadar bilgi sahibi olmadığımdan ancak bu görüşün temsilcileri bu yazıyı okuduktan sonra bana bilgi sunarsa sevinirim.

 

4. Tartışmacıların Gramatik Yanlışları

 

Sık sık yaşanan evrim/yaradılış çatışması içerisinde sık yapılan yanlışları başlıklar halinde gramatik olarak değerlendirelim:

 

a. Evrim Yanlıları

 

Evrim yanlıları “Evrim Teorisinin Bilimsel ve Anlamlı olması” ile “Gerçeği ifade ediyor olması” düşüncelerini birbirine karıştırmamalılar. “Evrim Teorisi mantıklı ve bilimseldir, o halde doğrudur” demek gramatik bir yanlıştır. Ancak “Evrim teorisinin türlerin kökenini açıklamada anlamlı bir model olduğuna inanıyorum” demek gramatik olarak doğrudur. Materyalistlerin sık sık unuttuğu ya da kiminin kötü niyetle gerçeği tekeline almaya çalıştığı mesele şudur: Tüm bilimsel meseleleri soru cevap olarak sorguladığınızda “Neden” sorularının sonunda madde ve enerjiye gelinir. Maddenin niçin enerjiye dönüştüğü sorulduğunda ise materyalistlerin yanıtı “Madde içerisindeki iç çelişkiden” olacaktır. Bu çelişkiyi oraya kim koymuştur dendiğinde ise “Orada hep vardı” ve “Allah koymuştur” yanıtlarının tek farkı birinin somut birininse soyut temellere dayanmasıdır. Fakat ikisi de inançtır.

Burada materyalistlerin vermesi gereken cevap ancak “Henüz bilmiyoruz; bunu bilim bize gösterecek; fakat biz onun hep orada olduğu düşüncesini anlamlı buluyoruz” olmalıdır.

 

b. Yaradılış Yanlıları

 

Yaradılış yanlıları “Yaradılışın Anlamlı Olması” ile “Herkes için görülebilir bir gerçek olduğu” düşünceleribi birbirine karıştırmamalılar. “Bu mükemmel denge nasıl oluşmuş olabilir?” diye sormak anlamsızdır. Olasılıklar dahilinde oluşmuş olması da pekala Evrim Teorisi yanlısı birisi için anlamlıdır. Kainatın içerisinde bulunduğu denge inanan birisi için Allah’ın varlığına delalet ediyor olsa da bunu mevcut bilim sınırları içerisinde bilimsel olarak kanıtlamak mümkün değildir.

 

Zira bu yüzden buna “iman” yani inanç denmektedir. Görünen bir gerçeği teyit etmek inanç değil, teyittir. Dinde belirtilen inanan ve inanmayanın ayrılması bu noktada gerçekleşmektedir. Unutulmamalı ki din, henüz canlıların karmaşık yapılarının araştırılıp halkın bilgisine sunulmadığı tarihlerde inmiştir ve peygamberlerin insanlara retinanın yapısını anlatıp kanıt olarak sunmak gibi bir imkanı olmamıştır, zira Evrim teorisi de retinanın yapısının nasıl o hale geldiğine anlamlı bir modeldir. Bu yüzden bunları kanıt olarak sunmak bilimsel bir değer ifade etmediği gibi savı güçsüz kılmaktadır.

 

5. Sonuç ve Tavsiyeler

 

Görüldüğü gibi evrim ve yaradılış çatışması, her iki tarafın bunların bir inanç olduğunu kabul etmesi ve tartışmalarını çatışma olarak değil de, her iki tarafın birbirlerini o inancın niçin kendileri için anlamlı olduğu anlatmak üzere bilgilendirmesi üzerine gerçekleştirmesi, kısır döngüde dönüp duran ve insanların birbirini görememek ve cehaletle suçladığı incitici münazaraları engelleyici nitelikte olacaktır.

 

Çatışmak yerine neden o inancın sizin için anlamlı olduğunu anlatınız.

 

 

Zamanusta

03.09.2007

İstanbul

 


Tarih: 00:55, 3/9/2007
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Doç Dr. Şakir Kocabaş Vefat Etmiştir

İstanbul Teknik Üniversitesi, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi bulunan Doç. Dr. Şakir Kocabaş vefat etmiştir.

 

Kendisi, Dünya'nın ilk yapay zekalı savaç uçağı simülatörünü geliştiren ekibe başkanlık etmiş, yapay zeka ve "bilgi" konusunda ihtisas yapmış, zekasına hayran bıraktırmış çok değerli bir hocamız idi.

 

İngiliz uçaklarının düşüremediği Türk uçaklarının yapay zekasına yönelik bilgi ve belgeler yabancı ülkelerce kendinden istendiğinde "Bu milli bir meseledir" diye reddetmiştir.

 

Kendisinin ilmi ve bilgi felsefesi, matematiği ve mantığı konuları üzerine de yazmış olduğu kitaplar bulunmaktadır. Bu kitaplar şöyledir:

 

Kur'an'da yaratılış / Uzayların ve maddenin yaratılışı

Fizik ve Gerçeklik / Bilim Felsefesine Kavramsal Bir Yaklaşım

İfadelerin Gramatik Ayrımı

İslam'da bilginin temelleri

İslam'da gerçeklik kavramı

 

Ayrıca başka bir siteden alınmış olan biyografisi şöyledir:

 

1945 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1970 yılında İTÜ Kimya Fakültesi’nden mezun oldu. 1972-86 yıllarında Türkiye ve İngiltere’de kimya sanayiinde teknik ve idari görevlerde bulundu. Bu süre içinde bilim ve dil felsefesi çalıştı. 1985’te yayınladığı İfadelerin Gramatik Ayırımı isimli kitabı Düşünce dalında Yazarlar Birliği’nin ödülünü kazandı. 1985-90 yılları arasında Londra Üniversitesi’nde yapay zeka alanında doktora yaptı. Doktora tezinin konusu “Bilginin İşlevsel Sınıflandırılması: Bilimsel Araştırma ve Buluşlar Üzerine Uygulamalar” (Functional Categorization of Discovery) idi. Aynı yıllarda Türkiye’de İlim ve Sanat dergisi ve Hindistan’da Aligarh Üniversitesi tarafından yayınlanan MAASJournal of Islamic Science dergilerinde İslam, bilim ve felsefe konularında makaleleri ve The Qur’anic Concept of Intellect ve Foundations of Scientific Thought in Islam isimli iki küçük kitabı yayınlandı. 1991 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Kocabaş halen İTÜUçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve Tübitak Marmara Araştırma Merkezi’nde Yapay Zeka Grup başkanlığı yapmaktadır. Kocabaş’ın yapay zeka alanında 15’den fazla uluslararası makale ve konferans yayını bulunmaktadır.

 

Böylesine değerli bir hocamızı kaybetmenin üzüntüsünü yaşamakta, kendisine rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilemekteyiz...

 

Bilgiyi ve varlığı, "tekillik" ile açıklamakta, onun yolunda ilerliyoruz.

 

Tekillik


Tarih: 15:02, 19/8/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bugün içinde "Tekillik"

 

MSN'de arkadaşıma fikrimi ifade edecek bir mp3 yolladığım sırada geldi aklıma, bugünün aslında nasıl da ileri zamanın "tekillik"inin başlangıcı olduğunun örnekleri.

 

Cümleler kurmuyordum artık uzun uzun, "tarih-sanatçı-albüm-şarkı" şeklinde bir satırlık kod gönderiyorum bütün hissettiğimi anlatmak için. Hazır resimler, animasyonlar var çoktan beri yaratılmış, benim üretmemi "gereksiz" kılan, ve ben bunları kullanıyorum fikirlerimi yansıtmak isterken. Hazır bayram mesajlarınızı da hatırlatırım!

 

O kadar çok eser var ki "birşeyleri" ifade eden. O kadar çok yazı, resim, heykel, film, şarkı... Artık çeşitlilikte bir limite gelindiğini siz de sezmişsinizdir. İnsanın yaşadıkları, yaşayabilecekleri, yaptıkları, yapabilecekleri, hayalleri ve masallarıyla ile sınırlı bir evren. Daha fazlası için insanı yenilemek, geliştirmek gerekiyor artık. Hiç varolmamaış duygular, sezgiler, algı şekilleri...

 

Karikatür krizini hatırlıyor musunuz? Avrupa'da bir karikatüristin İslam dünyasına yönelik eleştirilerinden sonra yapılan eylemleri kastediyorum. Tabii konu bu karikatürler veya eylemler değil şu an. Şimdi konu, eylemlerin nasıl planlandığı ve bu yazıyı ilgilendiren hangi yöntemlerden yararlanıldığı. Milyonlarca insan, bu karikatürlerden nasıl haberdar oldu? Eylemi yapacakları saati ve mekanı nasıl öğrendiler? Bunca insan bir arada nasıl hareket edebildi? Buna dikkat çekmek istiyorum.

 

Cevabınız basit olacak: Televizyon, internet, cep telefonlarından çekilen mesajlar... Ama on yıl önce bu kadar hızlı bir birleşme mümkün değildi, yanılıyor muyum? Bunun on yıl daha sonrasını hayal edebilir misiniz? Herkesin herkese sürekli olarak bağlı olduğu bir iletişim dünyası. Her an bir eylem örgütleyebilir, toplantı düzenleyebilir, hatta bunlar için aynı mekanlarda bulunma ihtiyacı hissetmeyebilirsiniz. Zaten sürekli olarak yanyanasınız!

 

Tekilliğin konusu budur: Teknoloji ile insanların bütünleşmesi, varlığımızın "salt bilgi iletişimi"ne dönüşmesi ve tek vücut olunması. İsmi de bunu çağrıştırıyor zaten.

 

Artık dünyanın herhangi bir noktasında, elinizde gerekli araçlar olması dahilinde istediğiniz bilgiye veya kişiye ulaşmanız mümkün. Herkesin bu bilgilere ulaşma imkanı, teorik açıdan aynı seviyede. Bir cep telefonu, bir dizüstü bilgisayar ve bir internet bağlantısı. Mekan ortadan kalkmış gibi adeta. İletişim sürekli hale gelmiş. Bilgi transferleri anlık olaylar haline gelmiş. Herşeyin heryerde olması. Herşeyin tek olması. Tekillik...

 

"Tekillik" in yaratığı dünya kadar duygusuz bir fıkrayla kapatayım bu yazıyı:

 

Birgün Temel, bir kahvede oturmakta ve arkadaşlarına yıllardır anlattığı binlerce fıkradan birini anlatmaktadır. "5 numara" der, onu dinlediklerini ifade etmek için herkes güler, "103 numara" der, kimse gülmez, çünkü hiç komik değildir. "1219 numara" der, herkes şaşırır. Çünkü bilinen bütün fıkralar toplamda 1218 tanedir. Kimse nasıl tepki vereceğini bilemez. Ancak aralarından biri istemeden gülmeye başlar. Yıllardan beri ilk defa birisi gerçekten içinden gelerek gülmüştür.

 

Birkaç yıl sonra Temel, yeni bir fıkra türü keşfeder. "Şimdi size 1220 numarayı anlatmayacağım. Çünkü bana güleceksiniz." der. Herkes Temel'e güler. Bu son içten gülüşleridir, çünkü artık başka orjinal fıkra kombinasyonu kalmamıştır.

 

Zozu - 0812080206


Tarih: 12:02, 8/8/2006
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Zamanın İfadesi

 

Bu yazımızda zamanın yönünü neyin belirlediğine değineceğiz...

 

Aslında zaman algısı ya da yönünün ifadesi belirlenmiş üç okça belirlenir. Bunlar:

 

1. Kozmonolojik Zaman Oku

2. Termodinamik Zaman Oku

3. Psikolojik Zaman Oku

 

En bilinenden başlamak gerekirse; Psikolojik zaman oku dün ile bugünü ve bugün ile yarını ayrıt etmemizi sağlar. "Algı"ya dayalı; ve fiziksel olmayan bir ok olarak tanımlanır. Bilinç ile birlikte vardır. Bilinç olmadıkça, kişi için psikolojik zaman okunun varlığından söz edilemez. O zaman insan var olmadan önce bulunmayan bir zaman okunun fiziksel bir ifade olduğundan söz edilemez.

 

Kozmonolojik zaman oku ise evrenin büyük patlamadan beri sürekli genişlediği esasına dayanır. Yıldızların oluşum tarihleri; ışıklarının bize ulaşması... Aslında kainatın varlığıyla başlayan sürecin bir tanımı. İlk zaman. "Big Bang" ve zamanın ortaya çıkışı. Aynı sürecin devamı üzerine hep aynı yönü gösteren; yine kozmonolojik bir ifade. Fakat küçük bir sistemdeki fiziksel olayları incelerken kullandığımız zaman kozmonolojik zamandan bağımızdır.

 

İşte; entropinin etkin olduğu zaman oku olan "Termodinamik" zaman oku... Bir önceki denememizde "Toplam entropinin hiçbir zaman sıfırdan küçük" olmayacağından bahsetmiştik. Entropinin sürekli artması aslında zamanın hep ileri aktığının bir göstergesi. Yani "minimum enerji, maksimum düzensizlik" ilkesinin bir ifadesi... Enerji yüklü bir madde onu düşürüp; çevresini de düzensizliğe sürükleyecektir. Nasıl ki bir çay bardağını yere atmanız sonucu, kırılı ver saçılır! işte bunun gibi... Fakat çay bardağının tüm paröalarını birleştirmek için özel bir atış tasarlarsanız harcayacağınız enerji çok yüksek ve onu elde etme olasılığınız çok düşüktür. Enerji kalitesi düştüğünden; harcanması gereken enerji yükseliyor. Başka bir ifadeyle ekserji düşmüş oluyor.

 

Daha basit açıklamak gerekirse;

 

Bir ampül yanarken etrafındaki havaya ısı verir ve onu ısıtır. Fakat sönük bir lambayı etrafına aynı ısıyı vererek tekrar yakamazsınız...

 

İşte; bu zamanın yönünü ifade eden termodinamik kanun, termodinamik zaman okudur.

 

Termodinamik zaman oku ters döndüğünde madde "maksimum enerji, minimum düzensizlik eğilimine girecektir. Geriye sardırılan bir film gibi; çay bardağı parçaları toplanarak birleşecektir. Ya da bir lamba etrafındaki hava biraz ısıtılarak yakılabilecek; ya da bir pervane döndüğü zaman hızlandırdığı akım kadar bir akımla durgun halden hareketli hale geçirilebilecektir. Ya da birbirine dönerken çarpan iki pervane zamanla durmak yerine zamanla hızlanacaktır. Hatta gazı kesilen bir araç sürtünme ile zamanla duracağına tam tersine hızlanacaktır.

 

İşte termodinamik zaman oku budur. Dünya'nın işleyişindeki yönü belirleyen zaman oku; aslında "zaman" kavramını enerji ile birleştirerek; fiziksel sistemlerin incelenişinde kullandığımız ama farkında bile varmadığımız bir açılım getirmektedir...

 

Genelde sürtünmeler, yani entropi arttıracak her şey -ki bunlara tersinmezlik denir- ihmal edilir. Burada entropi artışı ancak 0'a eşitlenmiş olur... Teorik olarak mümkün sayılır.

 

Fakat devr-i daim makinalarının entropi üretimi 0 olduğundan; üretilmesi imkansızdır.

 

Zamanusta - 0603083506

 


Tarih: 02:23, 6/8/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Burası Neden Var 1 (Paradoks Çemberi ve Entropi)

PARADOKS ÇEMBER ve ENTROPİ

 

Paradoksun temsili resmi uzun ve spiral bir yay olarak ifade edilse de, aslında paradoksun çember üzerinde olduğunu farketmeyen bir hayvan davranışını simgelediği söylenebilir.

 

Aslında mekan tekrarının farkında veya hissinde olmayacak bir hayvanın halka şeklindeki bir odada çıkış yolu araması paradoksu ifade eder. Paradoksun sürekliliği, periyodu (frekansı) mevcuttur. Sonuç alınamaz; sebep de üretilemez. Bir olayın sonucu diğer olayın sebebi olacaktır.

 

Örneğin; ben bir elime kırmızı bir taş alıp; iki elimi de size kapalı olarak uzattığımda birini seçecek ve bilemeyeceksiniz. İkinci defa aynı oyunu oynadığımızda:

 

Ben; "Az önce solu seçti; şimdi sağa koyayım"

2; "Az önce sola koydu, şimdi sağa koyabilir"

Ben: "Az önce sola koyduğumu ve bu defa sağa koyabileceğimi düşünebilir. Bu yüzden sola koyayım"

2; "Az önce sola koydu, şimdi sağa koyacağını düşüneceğimden tekrar sola koyacaktır"

Ben; "Az önce sola koydum ve bu defa sağa koyacağım düşüncesinden onun da aynı düşünce de olduğundan dolayı uzaklaşacağımı ve yine sola koyacağımı düşünebilir. En iyisi sağa koyayım"...

.

.

.

.

.

.

 

Olaylar dizisi sürekli uzayıp giderken olasılık 1/2'de sabit kalacak ve olasılığı sabit bu olay için asla mantıklı yaklaşım edinilemeyecektir. Üstelik sabit olasılıklı, toplamı sıfır olan bu oyunun kendi kaderine ve anlık seçimlere terkedilmesi gerekmektedir. Yoksa karşılıklı mantık üretimi paradoks üretecektir. Şimdi bu düşünce fırtınasını basit bir çember üzerinde modelleyelim.

 

Az önceki cümleler dizisinin her Ben-2 çifti sonunda tekrar rastgeleliğe ve 1/2 ihtimale ulaşılır. Yani çember üzerinde hareket edilmekte ve aslında sürekli aynı noktaya ulaşılmakta; çember'de bulunulan spesifik konumların olasılık ve olayları yansıttığı düşünülürse; paradoks sadece bir çember olacaktır.

 

Burada tek bir çember, kendi içerisinde tekil ve somut görünse de aslında içerisinde paradoks barındırmaktadır. Tüketilen şey sadece vakit ve enerjiyken; artan şey de sadece entropi olacaktır.

 

Artan entropi olayların rastgeleliğini 0.5'e getirecektir.

 

Havaya atılan bir paranın atım sayısı arttıkça; yazı ve tura adetleri de birbirine yaklaşır. Atım sayısı sonsuza gittiğinde yazı ve tura sayısı eşit olacaktır. Atım sayısı arttıkça 1/2 saf oranı elde edilebildiği gibi yukarıdaki "hangi elimde" örneğinde de karşılıklı düşünce sayısı arttıkça olay karmaşıklaşacak; ve sonunda taraflar rastgeleliği tercih etmek zorunda kalacaklardır.

 

Çünkü mantık; burada "temel mantık" üzerinde sadece bir maske ve gerçeği görmenin önünde bir engel olmaktadır.

 

O halde temel mantık haricinde geliştirilen tüm yüzey mantıklı yaklaşımlar gerçeği görmekten uzaklaştırır. İnsanın kendini kandırırken de sık kullandığı bir yöntem haline gelir.

 

Tekilliği birlikte yürüteceğimiz saygıdeğer dostum zozu'nun dediği gibi: Bir Erkek sevgilisinin göbeğini okşuyorsa; gerçekten göbek okşamayı sevdiği için değil, soyunu sürdürecek kendi yavrusu orada taşınacağından orayı koruma dürtüsünden gelir. Benim eklediğim yoruma göre de  bireyin sıkıntılı Dünya yaşamından yeniden anne karnına dönmek isteyişindendir. İstenç, dürtülere bağlı çalışır. Her şey zümrüt bir yüzük üzerina yazılacak kadar basittir... Onu karmaşıklaştıran bizleriz.

 

ZamanUsta - 0302085706

ZamanUsta - #0314080006

 

ZOZU'nun Eklemesi

 

İki boyutlu, yüzeysel bir çember (daire değil) sadece iki boyutlu mudur? Yani derinlik algılayabilen birisi onun bir spiral olduğunu, çemberi her tamamladığında aslında biraz farklı bir başlangıç elde edildiğini, bu farkın da aslında bu iki boyutun dışında olduğunu düşünebilir. Bir spiral, iki boyutta bir sinüs dalgası veya bir çember olarak ifade edilebilir, ama her halükarda bir tekrarlar çizimi olacaktır. Yani çember ve spiral, aslında aynı şeydir bu açıdan bakınca.

Tek boyutta bir çember çizmek istersek, çemberin sadece çapını temsil edebilecek bir çizim yapabiliriz. Tek bir çizgi. Ama bu çizginin aslında bir kalınlığı yoktur. Bir çemberi ifade etmek için yarıçapını bilmek yeterlidir (çemberin konumundan bahsetmeyin, mesafe görecelidir). Boyutsuz bir uzayda bu çizgi bir noktadan ibarettir ki noktanın uzunluğunu verirsem onun bir üst boyuttaki görüntüsünü hayal edebilirsiniz. Bilgisayarın kablolarından geçen birkaç bitlik bir bilginin uzayda yer kaplamadığını, ve bu bilginin TEKRARIYLA (sıfırlar ve birler) buradaki yazıları size ulaştırdığımı düşünürseniz, evren aslında bir noktadan ibarettir denilebilir.

Yorumun başından beri yaptığım basit bir boyut indirgemesi aslında.

Diğer bir deyişle, matematiğin en kabul görmez denklemi: "sıfır kere sayı = sıfır kere başka bir sayı, ve sıfırlar sadeleşir!"

((Hatta "sıfırlar ve birler" yerine "ara ara gelen sıfırlar" veya "ara ara gelen birler" diyebilirdim. Zaman boyutunu ise herşeyin bir kararlılığa ulaştığı anda yok sayabiliriz.))

 

Zozu - 0314083706

 

ZamanUsta Eklemesi:

 

Aslında kilit noktayı Zozu ifade etmiş. Bilgisayar Harddisk'ine veri yüklendiği zaman ağırlığı değişmez, ya da hacmide değişmez. Çünkü bir sabit diskte en başından beri bilgi vardır. Yani 1'ler ve 0'lar. Fakat anlamsızdır. Sistem için hiçbir şey ifade etmez. Veri yüklendiğinde bu birler ve sıfırlar öyle bir şekillenir ki, görüntü, ses, bilgi olabilir.

 

Aslında kainatta içerisinde birlerin ve sıfırların dağılmış olduğu tek bir sabit disktir. Varlık, bu bir ve sıfırların anlamlı dizilişiyle meydana gelir. Evrenin toplam enerjisi sabittir ve şahsi görüşüme göre Tanrı da bunu ifade eder. Enerji yoktan var edilemez, var olan enerji de yok edilemez. Ancak ve ancak birbirine dönüşebilir. Bu esnada enerjinin miktarı sabit de kalsa, kontrolsüz dönüşümler neticesinde entropi artar, enerjinin ekserjisi ve kalitesi düşer. Entropi sürekli artar va asla ve asla bir olay için toplam entropi farkı negatif olmaz.

 

İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da yer alan "Hepiniz ona döndürüleceksiniz" ayetinin bir anlamının da bunu ifade ettiğine inanmaktayım.

 

Tanrı'nın 1'ler ve 0'ların dengesinden sorumlu olduğuna eski inanış ve mitolojik metinlerde de rastlıyoruz zaten. En önemlisi de Türk Mitolojisi. Tanrı kelimesi eski Türkçe'de Tengri idi. Ki bu "Tengiren" yani "Dengiren"den gelmektedir. Tengirmek fiili dengelemek; dengede durmak anlamına gelmektedir. Tengri 1 ve sıfırların yerini değiştirme işini görmekte, yaratmayı da böyle gerçekleştirmektedir. Olayların kontrolü de 1 ve 0'ın, iyinin ve kötünün mücadele/denge/bağdaşmasından gelmektedir.

 

Ying ve Yang da bu felsefeden çok da farklı değil...

 

ZamanUsta - 0315085906

 


Tarih: 02:47, 3/8/2006
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->